Türk paşalarının sözüne güvenilmez!

Şerif Manatov

Suphi sivil esiri harb sıfatıyla Uralski Eyaleti’nde amele olarak çalışmış, fakat Teşrinisani İnkılâbı’ndan sonra o da Rusya’daki bütün esirler gibi o vaziyetten kurtulabilmişti. Şimdi de Moskova’ya inkılâp için çalışmaya geldiğini söyledi.

  • Değerlendirmeler
  • |
  • Güncel
  • |
  • 29 Ocak 2021
  • 21:00

Wilheim Ordusu Petersburg’u tehdit etmeye başladığı sıralarda Merkez İslâm Komiserliği de, diğer bütün merkez şûra müesseseleriyle birlikte 18 Kanunusani 1918 senesinde Moskova’ya gelmişti.

Bizim Moskova’ya hicretimizden kaç hafta geçmiştir, iyi hatırlamıyorum, fakat takriben Şubat nihayetlerinde veyahut Mart iptidalarında [başlarında] olacak, komiserliğe iki adam gelmişti.

Yoldaşlardan Vahyidof ve İbrahimof dairede mevcut değillerdi. Ben yalnız oturuyordum. Oldukça temiz giyinmiş, takriben 33-35 yaşlarında uzunca boylu, gözlük takınmış esmerce biri bana müracaat ederek:

- İslâm Komiseri siz misiniz? diye sordu.

- Evet, birisi benim, dedim.

Gösterilen yere oturmadan evvel kendisini ve yoldaşını takdim etti:

- Mustafa Suphi, arkadaş Avusturya zabitanından Bosnalı Ethem Belbeloviç.

Arkadaş, sarışın, kısaca boylu, yarı askeri elbisedeydi. Konuşmaya başladık. Mustafa Suphi, kendilerini tanıttı. Suphi sivil esiri harb sıfatıyla Uralski Eyaleti’nde amele olarak çalışmış, fakat Teşrinisani İnkılâbı’ndan sonra o da Rusya’daki bütün esirler gibi o vaziyetten kurtulabilmişti. Şimdi de Moskova’ya inkılâp için çalışmaya geldiğini söyledi.

Suphi, İslâm Komiserliği nezdinde bir Türk Şubesi tesis ederek gazete neşretmenin mümkün olup olmadığını ve bu hususta bizim fikrimizin ne merkezde olacağını anlamak istedi.

Birkaç dakika zarfında biz tamamen anlaştık ve yakın yoldaş olduk. Suphi’nin fikrini İslâm Komiserliği’nin tasvip edeceğini ve elinden gelen yardımı esirgemeyeceğini beyan ettim. Suphi her ne kadar az çok rusça konuşabiliyorduysa da, benimle türkçe konuşabilmesinden ve musahabemizin çok samimi olmasından memnuniyetini gizlemiyor, seviniyordu.

Vahyidof ile karşı karşıya geldiler. O da tasvip etti.

Suphi ile birlikte birkaç defa Stalin Yoldaş’ın nezdine giderek Türkçe gazete neşretme meselesini müzakere ettik. Az zaman sonra “Yeni Dünya” Gazetesi intişara [yayına] başladı.

Türk dilinde ilk defa komünist gazetesi şu tarikle [yolla] Moskova’da vücuda getirildi.

İslâm Komiseri ve Yoldaş Stalin yalnız Suphi’yi tanıyor ve ona emniyet ediyorlardı. Bu sebepten Türk Şubesi ve Yeni Dünya hep Suphi’nin şahsına emniyet ve itimaddan dolayı vücuda gelmiş ve onun şahsı ile kaimdi [ayakta duruyordu]. Zaten bunda ruh veren yalnız o idi. Kendisinin ilmi, kuvvei nutkiyesi [konuşma yeteneği] ve kalemi pek yüksek olduğu gibi, faaliyeti, ciddiyeti, azmi ve inkılâpçılığı ile diğer arkadaşlarından temayüz ediyordu [öne çıkıyordu].

Suphi, bütün eski hayata düşman olduğu gibi, İttihatçıları da hiç beğenmezdi. Bir gün İttihatçılar hakkında uzun uzadıya pek ciddi surette hiddetle beyanı mütalaada bulundu [görüş belirtti]. İttihatçıların rüesasını [liderlerini] istihzai [alaycı] kelimelerle yadetti.

Suphi Baku’da ve Kars’ta

1920 senesi güz aylarında Suphi’ye Baku’da tesadüf ettim. O pek az değişmişti. Teşkilâtı büyümüş, arkadaşları çoğalmıştı.

Suphi Türkiye’ye gitmek fikriyle hastalanmış, fakat bir parça tereddüt ediyordu.

Kemal tarafından benim mevkufiyetim [tutuklanmam] ve Türkiye’den nefyolunmam [sürgün/sınırdışı edilmem] meselesi onun tereddüdünü daha da artırdı. Fakat “ben Kâzım Karabekir Paşa ile muhabere ediyorum, o beni davet ediyor,” diyordu.

“Türk paşalarını siz bilmiyor değilsiniz. Onların sözüne inanmaya gelmez. Onlar eski kurtlardır,” diye benim tarafımdan edilen itirazdan sonra, “o halde bir parça bekleyelim,“ dedi.

Suphi’yi arkadaşlarından birçoğu daima Türkiye’ye gitmek için teşvik etmekte olduğu anlaşılıyordu. Bir ay sonra biz Gümrü’den Baku’ya avdet ettik. Ben Karabekir’i Suphi’ye gayet istidatlı bir asker, pek kurnaz bir diplomat diye tavsif ettim [nitelendirdim]. Fakat yoldaşları Suphi’yi Türkiye’ye gitmeye tamamen ikna etmişler, tarafımdan verilen malumatın ona hiç tesir etmediğini hissettim. Artık Suphi Türkiye’ye gitmek için karar vermişti. Mdıvani tahtı riyasetindeki [başkanlığındaki] bizim heyet hareket etti. Bu defa Kars’a, oradan Ankara’ya gidecektik. Suphi ailesi ve bir nice yoldaşı ile bizimle beraber Gümrü’ye ve oradan Kars’a geldi. Kars’ta Karabekir ve gerek onun adamları, gerek bizim heyeti, gerek Suphi ve yoldaşlarını tantanalı surette kabul ettiler. Orada birkaç gün kaldık. Kars’ta iken Mdıvani Heyeti ve Suphi ve arkadaşları için Ankara’ya gelmeye Kemal Paşa’dan müsaade geldi. Yalnız benim için seyahat memnu [yasağı] olduğu anlaşıldı. Ben Baku’ya avdet edecek oldum. Bana müsaade edilmediğine Suphi mütessir oldu. Ben Erivan’a gittiğim zaman Suphi ve arkadaşları Erzurum’a seyahat etmek için hazırlık görüyorlardı. Şu tarikle Suphi ile son defa Kars’ta ayrılmıştık...

Moskova

Kanunusani [Ocak] 1923

(Metnin orijinal başlığı Mustafa Suphi beş sene evvel Moskova’da biçimindedir. Buradaki başlığı metinden seçilmiş bir ifade olarak biz koyduk– KB)