Komünist Manifesto'nun 173. yılı...

A. Engin Yılmaz

Lenin’in sözleriyle Komünist Manifesto, “Duru ve parlak bir deha ile yeni bir dünya anlayışını, toplumsal yaşamı da kucaklayan tutarlı bir materyalizmi, en geniş ve en derin gelişim öğretisi olarak diyalektiği, sınıf savaşımın kuramını ve proletaryanın -yeni, komünist toplumun yaratıcısının- dünya tarihindeki devrimci rolünü” açıklamaya ve ezilen insanlığın elinde bir kurtuluş bayrağı olarak dalgalanmaya devam edecektir.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 21 Şubat 2021
  • 08:00

Dünyayı değiştirme eyleminin bilimsel programı

 

Marksist dünya görüşünün temel ilkelerini içeren ve yayınlanmasından bu yana ezilen insanlığın elinde bir kurtuluş bayrağı olan Komünist Manifesto, bilimsel temellere sahip ilk devrimci parti programıdır. “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, oysa aslolan onu değiştirmektir” demişti Marks. Dolayısıyla Manifesto, kapitalist dünyayı toplumsal devrimler yoluyla değiştirmenin militan bir çağrısıdır.

Avrupa’da devrimlerin hemen arifesinde, 21 Şubat 1848’de yayınlanan ve bilimsel sosyalizmin tarihinde bir kilometre taşı olan bu belgenin yazarları henüz 30 yaşına basmamış genç insanlardı (Marks 29, Engels 27 yaşındaydı). Onların derin bilgisinin parlak bir özeti olan Manifesto’yla, Marks ve Engels öncesi sosyalizm, ütopyadan bilim alanına çıkarıldı. Aradan geçen 173 yıla rağmen, temel ilkeleri ve görüşlerinin yanı sıra, bir parti programı olarak yazıldığı günkü kadar canlı ve güncel olması da bu bilimsel temelinden dolayıdır. Dolayısıyla “Bu küçük kitapçığın ağırlığı pek çok cilde denktir. Bugüne dek uygar dünyada örgütlü ve mücadeleci proletaryanın tümüne hayat ve hareket veren onun ruhudur.” (Lenin)

Manifesto, Komünistler Birliği tarafından görevlendirilen Marks ve Engels tarafindan, Avrupa’da devrimci ayaklanmaların öngünlerinde, Komünistler Birliği’nin programı olarak kaleme alındı. Bu ölümsüz belge, “Avrupa‘da bir hayalet dolaşıyor, komünizm hayaleti. Eski Avrupa’nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler...” sözleriyle başlamakta ve şu temel tarihsel ihtiyaca işaret etmektedir: “Komünistlerin, açıkça, tüm dünyanın karşısında, görüşlerini amaçlarını, eğilimlerini yayınlamalarının ve bu komünizm hayaleti masalına partinin kendi Manifesto’su ile karşılık vermelerinin zamanı çoktan gelmiştir...”

“Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayan” dünya proletaryasını, bugünün dünyasında daha da yaşamsal önemde bir ihtiyaç haline gelmiş bulunan “koca bir dünyayı kazanma”ya çağıran bu bildirgeburjuvaziye karşı tarihsel bir savaş ilanı olmuştur.

Komünist Manifesto’nun, aradan geçen 173 yıla rağmen, bugün hâlâ canlılığını ve güncelliğini koruması, en temel ilkelerinin ve düşüncelerinin sanki dün yazılmış gibi durması, yazarlarının genç yaşlarına rağmen ne denli uzak görüşlü deha sahibi kişiler olduklarının kanıtıdır. Fakat onlar, kendi teorik görüşlerini ve ilkelerini dehalarının soyut ürünü olarak değil, fakat tarihsel hareketin içinden ve mevcut toplumun bilimsel eleştirisi üzerinden oluşturdular. Bizzat kendileri sorunu Manifesto’da şöyle ortaya koydular: “Komünistlerin vardıkları teorik sonuçlar, hiçbir şekilde, şu ya da bu sözde dünya reformcusu tarafından icat olunmuş ya da keşfedilmiş düşünce ya da ilkelere dayanmaz. Bunlar yalnızca varolan bir sınıf mücadelesinin, gözlerimizin önünde gerçekleşen bir tarihsel hareketin gerçek ilişkilerinin genel ifadeleridir.” Dolayısıyla Manifesto, yazarlarının dehalarına rağmen, olgunlaşan tarihi koşulların ve sınıflar mücadelesinin düşünsel birikiminin bir ürünü olarak doğdu.

Komünist Manifesto’nun geliştirilmesi ve gözden geçirilmesi gereken bazı yönlerinin zamanla ortaya çıkmasından doğal bir şey olamaz. Ama bunlar teorik kusur ya da yetersizlikten ziyade, o günkü tarihi koşullarla bağlantılıydı. Bunu en iyi gören de yine yazarlarının kendileriydi. Nitekim, “ilkelerin pratikteki uygulanışının” her zaman ve her yerde dönemin somut tarihsel koşullarına bağlı olması gerektiğini vurgulayan Marks ve Engels, Manifesto’yu tarihsel gelişmeler ışığında bazı yönleriyle yeniden elden geçirdiler.

Manifesto’ya 1872’de Almanca baskı için yazdıkları ortak önsözde, Paris Komünü’nün tarihsel pratiğinin de sağladığı açıklıklar üzerinden şunları söylemektedirler: “Modern sanayinin son 25 yıl içinde gösterdiği büyük gelişme ve işçi sınıfının bununla birlikte ilerleyen parti örgütlenmesi karşısında ilk kez Şubat devriminden ve daha önemlisi proletaryanın ilk kez iktidarı iki ay boyunca elinde tuttuğu Paris Komünü’nden edilen pratik deney karşısında bu program bazı ayrıntıları bakımından bugün eskimiş bulunuyor. Komün, özellikle bir şeyi, işçi sınıfının mevcut devlet mekanizmasını salt elinde tutmakla onu kendi amaçları için kullanamayacağını tanıtlamıştır.”

Devamında sosyalist yazının eleştirisinin o gün için yetersiz kaldığı ve siyasal durumun değişmesinin bir sonucu olarak komünistlerin çeşitli muhalif partileriyle olan ilişkilerine ilişkin sözlerin ilke olarak doğruluğunu koruduğu, fakat “Tarihsel gelişim orada sayılan siyasal partilerin büyük bir kısmını yeryüzünde silip götürmüş” olduğu için pratik yönüyle bunun da eskidiği söylenmektedir.

“Şurada burada bazı ayrıntılar daha iyi hale getirilebilinir”, ama “Manifesto, üstünde artık hiçbir değişiklik yapma hakkımız olmayan tarihsel bir belge haline gelmiştir” diyen Marx-Engels, ardından şu temel gerçeği vurgulamaktadırlar: “Son 25 yıl içinde durum ne denli değişmiş olursa olsun Manifesto’da geliştirilmiş bulunan genel ilkeler, ana çizgileriyle bugün de her zamanki gibi doğrudur.”

Dolayısıyla, son 173 yıl içinde koşullar ne denli değişmiş olursa olsun, “tarihsel bir belge haline gelmiş” bulunan bu eşsiz yapıt, sağlam bilimsel temeliyle, yazıldığı günden bugüne şaşılacak bir sağlamlıkla ayakta durabilmekte ve hala ezilen insanlığın elinde bir kurtuluş silahı olabilmektedir.

Temel bazı konular üzerinden Manifesto’nun güncel önemi

Komünist Manifesto’nun, marksist dünya görüşünün temel ilkelerini ve devrimci sınıf partisi programının klasik temellerini ortaya koyması bakımından tarihsel önemi ve değeri yeterli açıklıktadır. Ama Manifesto bugünün dünyasında (ve elbette Türkiye’sinde), güncel planda da yaşamsal öneme sahiptir. Dolayısıyla sorunun bu yanını öne çıkarmak daha yararlı olacaktır.

Sınıf dışı sosyalizm ve sınıf dışı siyaset yapma tarzı, dolayısıyla sınıfa yabancılaşarak sınıftan kaçmak, sınıfın tarihsel ve güncel misyonuna inanmamak, bunun sonucu olarak toplumda oynayacağı devrimci role güvenmemek, ara sınıflar karşısındaki tutum, devrimci sınıf partisinin sınıfın dışında inşa edilebileceği, sosyalizmin işçi sınıfına rağmen kurulabileceği biçiminde temelsiz inançlar taşımak, çeşitli kanatlarıyla Türkiye solunun karekteristik özelliği haline gelmiş bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, sınıfsal içeriğinden koparılmış haliyle hak, hukuk, adalet ve eşitlik sorunu, kadın sorunu, ulusal sorun, çevre sorunu, enternasyonalizm sorunu vb. konularda da Türkiye solu büyük bir savrulma yaşamakta, sosyalizmin bilimsel devrimci temelinden kopmuş bulunmaktadır. Oysa Manifesto tüm bu konularda da komünistlerin elinde güçlü bir silah olması gereken derinlikli görüşlere sahiptir. İşte bütün bu nedenlerden dolayı ve bu sorunlara, doğru yaklaşıp bunlardan doğru devrimci sonuçlar çıkarmayı başarmak bakımından da Manifesto’nun güncel canlılığı komünistler için büyük önem taşımaktadır.

Manifesto, “Şimdiye kadarki tüm toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” cümlesi ile başlıyor (Engels daha sonra “daha doğrusu, yazılı tarih” kaydını düşmüştür). Bu bölümde, burjuvazinin yükselişi ve tarihte oynadığı devrimci rol özetlenmekte, kapitalizmin onulmaz çelişkileri sergilenmekte ve onu tarihe gömecek olan proletaryanın doğuş ve şekillenme süreci ele alınmaktadır.

Kapitalizm ve kapitalizmi yıkıma götürecek maddi koşulların oluşumu ve burjuvazinin yükselişi karşısında proletaryanın gelişimi, şu özlü sözlerle ortaya konulmaktadır: “Burjuvazinin feodalizmi yıkmak için kullandığı silahlar şimdi kendisine çevriliyor. Ama burjuvazi yalnızca kendisine ölüm getiren silahları üretmekle kalmadı; bu silahları kullanacak olan insanları da yarattı -modern işçiler, yani proleterleri.”

Proletaryanın kurtuluşu ile insanlığın kurtuluşu arasındaki kopmaz ilişki de, Manifesto’nun temel fikirleri arasındadır. Kendinden önceki sömürülen ya da iktidara talip olan sınıflardan farklı olarak işçi sınıfı, kendi çıkarlarını tüm insanlığın çıkarları olarak evrenselleştirme niteliğine ve yeteneğine sahip tek sınıftır. İşçi sınıfının kendi kurtuluşu davası ile insanlığın genel kurtuluşu sorunu arasında kopmaz bir bağ vardır. Manifesto bu düşüncenin daha özgün bir biçimini, proleter hareketin toplumun ezici çoğunluğunun çıkarının da tarihsel temsilcisi olduğu gerçeğini vurgulayarak dile getirir: "Bugüne kadarki tüm hareketler ya azınlıkların hareketleri, ya da azınlıkların çıkarına olan hareketlerdi. Proleter hareket, ezici çoğunluğun, yine ezici çoğunluğun çıkarına olan bağımsız hareketidir. Şimdiki toplumun en alt katmanı olan proletarya, resmi toplumu oluşturan katmanların tüm üstyapısı havaya uçurulmadan doğrulamaz, ayağa kalkamaz."

İşçi sınıfı, üretimin toplumsallığı ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişkiyi sermaye sınıfını yıkarak, yani toplumsal devrimi zafere ulaştırarak çözecek, böylece kendisiyle birlikte tüm öteki emekçi tabakaların kurtuluşunu da sağlamış olacaktır.

Kapitalist gelişmenin en ileri ve tek devrimci ürünü olarak işçi sınıfı ile öteki sınıf ve katmanlar arasındaki temel farklılık, Manifesto’nun ele aldığı temel önemde konulardan biridir. Kapitalist gelişme işçi sınıfının saflarını sürekli kalabalıklaştırırken geleneksel sınıflarda çözülmeye yolaçtığını dile getiren Manifesto, böylece çözülen bu sınıfların tarihsel olarak tutucu konumlarının maddi temellerini ortaya koymaktadır. Bundan çıkarılan özlü bilimsel sonuç şudur: "Bugün burjuvazinin karşısında duran tüm sınıflar içinde yalnızca proletarya gerçekten devrimci bir sınıftır. Diğer sınıflar büyük sanayiyle birlikte bozulur ve yok olur; proletarya ise büyük sanayinin en özel ürünüdür."

Bu temel önemde düşünce, bir yandan sosyalizmin maddi-toplumsal temelini, bir başka ifadeyle proleter sınıf özü ve eksenini açıklığa kavuştururken, öte yandan geleneksel ara sınıfların tutumlarına ve istemlerine yaklaşım konusunda bilimsel bir bakış açısı sunmaktadır. Her iki bakımdan da büyük önemini ve güncelliğini olduğu gibi korumaktadır.

Komünist Manifesto, işçi sınıfı hareketinin tarihsel olarak belli gelişme aşamalarından geçerek ilerlediğini söyler. Bu düşüncenin özümsenmesi, günümüzde işçi sınıfı hareketinin gelişme sorunlarınının kavranması bakımından özel bir önem taşımaktadır. İşçi sınıfı belirli gelişme aşamalarından geçerek politik bir sınıf ve giderek de iktidarı alma iddiasıyla ortaya çıkan bağımsız devrimci bir sınıf haline gelir. Bu tarihsel süreç, onun sınıf bilincine sahip öncü devrimci kesiminin, Manifesto’nun ifadesiyle “komünistler”in, sınıfı her yolla mücadeleye çekmek ve bu mücadele içinde sürekli biçimde eğitip örgütlemek çabalarından ayrı düşünülemez.

İşçi sınıfı hareketinin ulusal çerçevesi ile enternasyonal içeriği, Manifesto’nun bir başka temel fikridir. Manifesto’nun yazıldığı dönemlere kadarki sınıf mücadelelerinin henüz sınırlı ve yalnızca ulusal çerçevede seyretmesine rağmen Manifesto, bu mücadelenin biçim olarak ulusal çerçevede gelişeceğini, dolayısıyla siyasal iktidarın da bu çerçevede alınacağını söyler. Ama bu mücadelenin içerik olarak enternasyonal bir karakter taşıdığını da önemle vurgular ve böylece proleter enternasyonalizmin temellerine işaret eder.

“Bir bireyin bir diğeri tarafından sömürülmesine son verildiği ölçüde, bir ulusun diğeri tarafından sömürülmesi de son bulmuş olacaktır.” Bu formülasyonuyla Komünist Manifesto, ulusal sorunun toplumsal temelleri kadar tarihsel çözümünü de en özlü, en veciz bir biçimde ortaya koymaktadır. Burada ulusal baskı ve sömürünün toplumsal temelinin sınıfsal baskı ve sömürü olduğu fikri en net bir biçimde formüle edilmiştir. “Ulus içindeki sınıfların karşıtlığıyla birlikte ulusların birbirine karşı düşmanlığı da sona erecektir.” Busınıfsal baskı ve sömürü ortadan kaldırılmadıkça ulusal baskı ve sömürünün ortadan kaldırılamayacağı temel düşüncesinin bir başka biçimde dile getirilişidir. Manifesto’nun yayınlanışından bu yana geçen 173 yıl, bu düşünceyi yeterli açıklıkta doğrulayıp kanıtlamıştır; kapitalist dünyanın iç karartıcı gerçekleri üzerinden olduğu kadar, başarılı toplumsal devrimlerin olumlu pratikleri üzerinden de...

Manifesto’nun “Proleterler ve Komünistler” başlıklı ara bölümü, şu temel önemde düşünceyi dile getirir: “Komünistler kendilerini diğer proletarya partilerinden yalnızca şu noktalarda ayırır. 1. Proleterlerin farklı ulusal mücadeleleri içinde tüm proletaryanın ortak, ulusallıktan bağımsız çıkarlarını öne çıkarır ve bunlara geçerlilik kazandırırlar. 2. Proletarya ile burjuvazi arasındaki mücadelenin geçtiği farklı gelişme aşmalarında, her zaman hareketin bütününün çıkarlarını temsil ederler. (...) Komünistler işçi sınıfının dolaysız olarak önünde duran amaç ve çıkarlarına ulaşması için mücadele eder, ama aynı zamanda bugünkü hareket içinde hareketin geleceğini temsil ederler.”

Burada dile getirilen, daha sonra Lenin’le birlikte en tam ifadesini bulacak olan öncü devrimci sınıf partisi düşüncesidir. Bu düşünceyi, üstelik devrimci teoriye büyük açıklıklar sağlayan 1848 Devrimlerinin de öncesinde, bu açıklıkta ortaya koymak, Komünist Manifesto’nun teorik gücüne ve değerine, neden hala devrimci canlılığını ve tüm güncelliğini koruduğuna çarpıcı bir göstergedir.

“Burjuvazinin çöküşü ve proletaryanın zaferi aynı derecede kaçınılmazdır.” Feodal toplumun yıkıntıları içinde tarihsel bir zorunluluk olarak doğan kapitalizm, kaçınılmaz bir zorunluluk olarak yerini yeni bir toplumsal düzen olan sosyalizme bırakacaktır. Elbette bu kendiliğinden olmayacaktır. Proletarya devrimi gerçekleşmeksizin kapitalizmin kendi evrimi sonucu yok olmayacağı, yerini kendiliğinden sosyalizme bırakmayacağı temel bir marksist düşüncedir. Proletarya devrimine önderlik edecek ve sosyalist toplumu kuracak yegane sınıf ise işçi sınıfıdır. Kapitalist toplumda bu tarihsel misyonu gerçekleştirebilecek başka herhangi bir toplumsal güç ya da sınıf yoktur.

Sonuç olarak, bugünün dünyası “İş buldukları sürece yaşayan ve emekleri sermayeyi artırdığı sürece iş bulan emekçiler sınıfı” ve bu emekçiler sınıfının emek gücünü ücret karşılığında satın alan burjuvazi olarak iki düşman kampa bölünmüştür. Bu durum değişmediği, demek oluyor ki kapitalizm aşılmadığı sürece, Lenin’in sözleriyle Komünist Manifesto, “Duru ve parlak bir deha ile yeni bir dünya anlayışını, toplumsal yaşamı da kucaklayan tutarlı bir materyalizmi, en geniş ve en derin gelişim öğretisi olarak diyalektiği, sınıf savaşımın kuramını ve proletaryanın -yeni, komünist toplumun yaratıcısının- dünya tarihindeki devrimci rolünü” açıklamaya ve ezilen insanlığın elinde bir kurtuluş bayrağı olarak dalgalanmaya devam edecektir.